TR EN
Tuzla

Tarihî süreç içerisinde Orta Anadolu’da görülen Neolitik yaşam biçimi; muhtemelen Çanak Çömleksiz Neolitik (Yeni Taş Çağı) Dönem’in sonlarına ve Çanak Çömlekli Neolitik Dönem’in başlarına doğru İÖ, 7000-6000 yıllarında Marmara Bölgesi’nde de görülmeye başlanmıştır.  Bu dönemin özelliklerini taşıyan arkeolojik verileri Fikirtepe (Fikirtepe, Temeyne, Tuzla) Evresi’nde görmek mümkündür. Fikirtepe Kültürü olarak adlandırılan ve o dönemde Tuzla Kalekapı yerleşim yerinin de içinde yer aldığı bu kültür,  İÖ, 6000 yılından itibaren yaklaşık 1000 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. 

Kalekapı çevresinde 1958 yılında Tuzla İlkokulunun temellerinin kazılması sırasında rastlanılan Neolitik Dönem’e ait arkeolojik bulgular vasıtasıyla Tuzla’nın bilinen en eski tarihi ile ilgili bilgiler elde edilmiştir.
Aynı okulun bahçesinde  1965 yılında  yapılan arkeolojik araştırmada ise yine aynı döneme ait ağırşak ve çanak çömlek parçaları bulunmuştur.  El yapımı olan keramiklerin;  yüzeyleri açkılı, kum ve mika katkılı, içleri astarlı, koyu renkli, bazılarının ise deve tüyü renkte oldukları tespit edilmiştir. Keramik parçaları birleştirildiği zaman geniş ağızlı, boyunlu, boyunsuz, ağza doğru daralan, kenarlı, dudaklı ve düz dipli kaplar elde edilmektedir.

Düz bir alan olan Kalekapı’da  mimarî bir tarza rastlanmadığı ve dal örgü biçiminde kulübelerin barınak olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Yerleşim yerinde bulunan hayvan kemiklerine bakıldığı zaman Kalekapı sakinlerinin  “karma ekonomik” model olarak tanımlanan bir beslenme düzenleri vardır. Yoğun olarak balıkçılık yaptıkları, kıyı kesimlerden midye topladıkları, yaban sığırı avladıkları ve evcilleştirdikleri koyun ve keçilerin etlerini yedikleri; ayrıca çevredeki yenilebilir yabani yemişlerden de yoğun olarak beslendikleri anlaşılmaktadır.

Tuzla’nın Bilinen İlk Sakinleri

Tuzla ve yöresinin ilk yerleşenlerinin kimler olduklarını şu anda kesin olarak bilmemekle beraber İÖ, 1200-700 yılları arasında Firig kavmine mensup Bebrikler olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle Marmara Denizi’nin kuzey kesimlerine Bebrikya deniyordu. Kadıköy-Tuzla sahil hattı Bebriklerin yerleşim alanı içinde kalmakla beraber, Bebrikler bu alanda siyasî bir birlik oluşturamadılar.4 

Daha sonraki yıllarda bölgeye gelen Kimmerler, Bebrikleri ortadan kaldırdılar. Ancak Kimmerler de bölgede siyasî bir birlik oluşturamadılar. Bebrikler gibi Trak kökenli bir kavim olan Bitinler, muhtemelen İÖ, 650 yıllarında Avrupa’dan gelerek Kimmerleri bölgeden kovdukları gibi Bebrikleri de egemenlikleri altına aldılar ve bölgede krallıklarını kurdular.5 Bitinler  İÖ, 546-545 tarihinden itibaren 200 yılı aşkın bir süre Perslerin egemenliği altında kaldılar. Perslerin, Büyük İskender’e yenilmesi sonucunda Zipotes,  Bitinleri tekrar bağımsızlığına kavuşturdu ve kendisi Kral unvanını aldı. Böylece ilk olarak bölgede siyasî birlik oluşturuldu. (İÖ, 297)

Akritas-Tuzla

Osmanlı Devleti Dönemi öncesinde Tuzla Burnu’na  Akritas deniyordu. 

İlk Çağ yazarlarından Menippos, Artemidoros 

ve Ptolemeos; burun anlamına geldiği için Akritas’ın,  sadece Tuzla Burnu’na verilen bir ad olduğunu belirtmişlerdir.

Jules Pargoire ise Akritas’ın sadece Tuzla Yarımadası’nın en uç noktası değil, Tuzla Yarımadası’nın tamamına dendiğini sağlam delillerle ortaya koymuştur.

Adı geçen bölgede, kuruluş tarihini tam olarak bilemediğimiz, ancak VI. yy’da, bugünkü Tuzla’nın yerinde  Akritas adında bir köyün varlığı bilinmektedir.

XVIII. yy’la kadar bu adla anılan köy, Osmanlı Devleti yönetimine geçtikten sonra Niğde, Yiğitli ve Tuzla adlarıyla anılmıştır.10 Günümüzde ise Tuzla adı kullanılmaktadır. 

Roma ve Bizanslılar Dönemi

Bitinya Kralı IV. Nikomedes’in vasiyeti üzerine Bitinya’nın Roma’ya bırakılması üzerine Tuzla ve yöresi İÖ,74 yılından itibaren artık Roma topraklarının bir parçasıydı. Roma’nın 395 yılında Doğu ve Batı Roma olarak ikiye ayrılmasından sonra Tuzla ve yöresi yaklaşık on bir asır Doğu Roma’nın egemenliğinde kaldı.

Daha sonraları Doğu Roma İmparatorluğu,  Bizans İmparatorluğu  olarak adlandırıldı. Hristiyanlığın Anadolu’da yayılmasının ardından Tuzla’da, Bizanslılar Dönemi’nde Andreas, Hagios Tryphon, Theotokos, Hagios Demetrias manastırları; Değirmenaltı Kilisesi, Hagia Glikeria, Hagios Taksiarhis, Hagios Theodoros……kiliseleri adlarında  çok sayıda dinî yapı yapılmıştır. Bu yapılardan sadece İncir Adası’ndaki (Bugünkü adıyla Koçun Adası) Glikeria Kilisesi’nin bazı bölümleri koruna bilmiştir.11 Bir de Bizanslılardan günümüze kalan Manastır mevkiinde Hagios Demetrios  su kuyusu bulunmaktadır.